29 Eyl 2017

Başlangıç

Başladı yine üşüten mevsimin sert esen rüzgârları, kurşuni rengin gökyüzünde yerini alması ile... Arada, yeryüzü ile buluşan yağmur damlaları da eşlik ediyor bu başlangıca. Bazen sakin... Ve çokça telaşlı. Kimilerinin köşe bucak kaçtığı, kimilerinin yüzünü gökyüzüne açtığı yağmurlar... Tezatlık hayatın her evresinde... Birileri sever, şımarır mutlu olur... Birileri nahoştur. Mutlu et edebilirsen o nahoş insanı. Her mevsim dönüşlerinde başlar aynı muhabbetler; yaz insanı, kış insanı... Bıkmadan, usanmadan konuşulur kez’lerce. ‘Ben bunu defalarca anlatmıştım,’ der arka planda kişi. Bile bile yapacağım şimdi o muhabbeti, bunu defalarca tekrar etmiştim diyerek...

Evet, kış insanıyım ben de. Yağmur yağsın, gök gürlesin, şimşekler çaksın... Yüzümü rüzgârlar yalasın. Ellerim ve ayaklarım sızlasın bir vapur güvertesinde... Sigaramı götürürken ağzıma zorlansın parmak uçlarım. Martılar kovalarken vapuru sunduğum ekmek lokmaları için savrulsunlar da esintiden... Ama vazgeçmesinler peşime düşmüşlükten. Onlarca martı, terapisidir var olmanın kimilerine...
 
Yüzlerce satır yazılır ya buna kesmeli yine de kısasından. Çok yazasım da var üstelik... Susmalı yine de... Hem yeterince devirdim cümleleri zaten, en sevdiğim haliyle... Bu da benim başlangıcım olsun... Yeniden yazmamın habercisi... Heyecanlı, keyifli... Kelebekler uçuşarak sözcüklerimde...  

30 Kas 2016

ÖZLEMİŞSEM YAZARIM





Tabii ki bendeki yerin ne kadar ayrı ve özel tahmin bile edemezsin sevgili günlük… Senle konuşmayı ne kadar çok özlediğimi de bilemezsin. Ne çok oldu sana içimi dökmeyeli. Kızgınlığımı, sevincimi ya da heyecanımı dile getirmeyeli de… PC’nin başına her geçtiğimde senle de bir iki laf etmeyi hep istedim aslında, ama erteledim durdum işte gördüğün gibi. Çok zaman oldu değil mi? Ve bu geçen çok zaman zarfında neler olduğunu da gördün mü? Her şey boka sardı… Her yerde hem de. Ama ben sadece ülkenin bok halini dikkate alıyorum şu an sana yazarken. Aslında, sanırım bunu yazmak bile istemiyorum. Şikâyet dahi edesim yok ama serzenebilirim değil mi, buna engel olmaz sanırım? İnsan bir yerde içini de dökmek istiyor hani…


Kış geldi sevgili günlük… Havalar buza kesti… Donuyoruz… Sokak insanları donuyor… Sokak hayvanları da… Ve fakat bir yandan yanıyoruz da(!) Bu yanmalar, yakılmalar asla bitmeyecek şu lanet olasıca sevimsiz ülkede. Yakacaklar, yanacağız… Acılar içinde büyümeden öleceğiz… Ve bunun bir suçlusu dahi olmayacak. Olmadı şimdiye dek, şimdiden sonra da OLMAZ! Anlayacağın, ben ve benim gibilerin kafası birazcık bozuk. Birazcık bozuk… Çok değil… Çok bozuk gibi ama çok bozulsaydı düzenin çarkına çomağı sokardık gibi geliyor. Ya da tam tersi artık alıştık ve uzun vadeli olmuyor kafa bozukluğumuz. Off bilemedim ben bu işi.


Dakikalardır The Cranberries’denZombie’yi dinliyorum… Eskiden minik bir farkla daha güzeldi sanki yaşamak, o yüzden belki de eski şarkılardan ve onların bana verdiği hislerden vazgeçemeyişim…  

Öyle işte sevgili günlük... 2007'den beri süren, fakat ara vermek zorunda kaldığım "sana" geri döndüm. İçimi dökercesine yazdığım; kimi zaman öfkelendiğim, kimi zaman dalga geçtiğim, çoğunlukla kafa tuttuğum "altı yüz yirmi dört" yazının üzerine sünger çekerek döndüm ama...  Gel biz buna “Tilki döndü dolaştı yuvasına geldi,” diyelim de eğlenceli olsun. Bu duruma sevinenler de illa olacaktır diye düşünmekteyimmmssss. 

O zaman şimdilik ben kaçar sevgili günlük.

Hasretle öperim klavyenin tuşlarından, ekranın camından falan…

Çavingo!